Neden âşıkken evlenilmez?

 

Birine duyduğumuz yoğun yakınlık, onunla bir hayat kurabileceğimize ilişkin güçlü bir kesinlik yaratabilir. Henüz konuşulmamış meseleler çözülebilir, farklılıklar önemsiz, gelecek ise kendiliğinden uyumlu görünür. Oysa bir insanı hayatımızda çok istemek ile onunla ortak bir yaşamı sürdürebilmek hakkında yeterince bilgi sahibi olmak farklı deneyimlerdir. Evlilik kararı, bu farkın üzerinde düşünmeyi gerektirir.

“Âşıkken evlenilmez” ifadesi bilimsel bir kural değildir. Bununla birlikte, ilişkinin başlangıcındaki yoğun duyguların yatışmasına ve birbirini tanımanın derinleşmesine zaman vermek, kararın dayanaklarını değerlendirmek için anlamlı olabilir. Burada üzerinde durulması gereken, heyecanın yanında sevgi ve saygının gündelik davranışlarda nasıl karşılık bulduğudur.

Aşkın yoğunluğu bize ne söyler?

Aşkın bilimsel literatürde herkesçe benimsenmiş tek bir tanımı bulunmaz. Sternberg’in üçgen aşk kuramı, sevme deneyimini “intimacy, passion, and decision/commitment”; Türkçesiyle “yakınlık, tutku ve karar/bağlılık” bileşenleriyle açıklar. Yakınlık duygusal paylaşımı, tutku romantik ve bedensel çekimi, bağlılık ise ilişkiyi sürdürmeye yönelik kararı kapsar. Bu bileşenlerin aynı ölçüde gelişmesi zorunlu değildir. Güçlü bir tutku yaşanırken karşılıklı anlayış ve ortak yaşam bilgisi henüz sınırlı olabilir.

Bu ayrım, duyguların samimiyetini sorgulamaz. İnsan hissettiği şeyden emin olabilir; ancak bu eminlik, partnerinin sorumlulukları nasıl paylaştığını, anlaşmazlıklarda nasıl davrandığını veya kendi ihtiyaçlarına ne ölçüde alan açabildiğini henüz bildiği anlamına gelmez. Duygunun yoğunluğu, tanışıklığın derinliğinin ölçüsü değildir.

Âşık olduğumuzda beyinde neler olur?

Aşk, tek bir lobun etkinleşmesiyle açıklanamaz; kortikal bölgelerle beynin daha derindeki yapılarının birlikte katıldığı ağlarla ilişkilidir. Aron ve arkadaşlarının yoğun aşk yaşayan 17 kişiyle gerçekleştirdiği fMRI araştırmasında, sevilen kişinin fotoğrafına bakarken özellikle sağ ventral tegmental alan ve kaudat çekirdekte etkinlik artışı saptanmıştır. Bunlar birer lob değildir; ödül ve motivasyon süreçlerinde rol alan, dopaminle ilişkili yapılardır. Bulgular, partnerin neden güçlü bir çekim ve yaklaşma isteği uyandırabildiğini anlamaya katkı sağlar. Ancak fMRI doğrudan dopamin salınımını ölçmez.

Bartels ve Zeki’nin araştırmasında ise insula ve ön singulat kortekste etkinlik artışı; amigdala ile frontal lobun ön bölümündeki bazı prefrontal, ayrıca bazı parietal ve temporal korteks bölgelerinde karşılaştırma koşuluna göre etkinlik azalması bildirilmiştir. İnsula bedensel ve duygusal yaşantının işlenmesine, ön singulat korteks duygu, dikkat ve motivasyonun bütünleştirilmesine katılır. Prefrontal bölgeler ise değerlendirme ve sosyal biliş dâhil farklı işlevlerde rol oynar.

Bununla birlikte bu sonuçlar, “Âşıkken frontal lob kapanır, insan mantıklı düşünemez” demek değildir. Etkinlik azalması, bir bölgenin çalışmayı bırakması anlamına gelmez. Nitekim 2024 tarihli bir meta-analizde, romantik aşk çalışmalarında ventromedial prefrontal korteksin de etkinleştiği gösterilmiştir. Beyin görüntüleme bulguları, bir kişinin evlilik kararının doğruluğunu belirleyen testler sunmaz.

Yoğun duygular yatıştığında ne kalır?

Aşkın on sekiz ayda veya üç yılda kesin olarak bittiğini söylemek doğru değildir. Bode ve Kushnick’in derlemesinde aktarılan on sekiz ay–üç yıl aralığı, erken aşkın psikolojik özelliklerine ilişkin eski bir tahmindir; herkes için geçerli bir süre değildir. Acevedo ve Aron’un 25 çalışmayı değerlendirdiği meta-analiz de yoğun zihinsel meşguliyetten ayrıştırılan romantik aşkın uzun ilişkilerde sürebildiğini ve ilişki doyumuyla bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla evlilik için aşkın bitmesini beklemek şeklinde bir eşik belirlenemez. Daha temkinli bir yaklaşım, başlangıçtaki yoğunluğun karar üzerinde tek belirleyici olmasını önleyecek kadar ilişki deneyimi edinmektir. Duyguların sakinleşmesi, daha sağlıklı karar vermeyi kendiliğinden garanti etmez; ilişkinin nasıl işlediğini değerlendirmek için bir fırsat sağlayabilir.

Bu değerlendirmede sevgi ve saygıyı soyut sözcükler olmaktan çıkarmak gerekir. Sevgi, partnerin ihtiyaçlarını merak etmekte ve zorlandığında yanında bulunmakta nasıl görünür? Saygı, “hayır” cevabı alındığında, farklı bir görüş duyulduğunda veya beklentiler karşılanmadığında korunabiliyor mu? Ortak yaşamın temeli, bu soruların tekrar eden davranışlarda aldığı karşılıklarla anlaşılabilir.

Joel ve arkadaşlarının 43 boylamsal araştırmayı bir araya getiren çalışmasında, ilişki kalitesinin güçlü yordayıcıları arasında partnerin bağlılığına ilişkin algı, takdir, cinsel doyum ve çatışma bulunmuştur. Ancak ilişkinin zaman içindeki değişimini öngörmek güç kalmıştır. Bu bulgular geleceği garanti etmez; mevcut ilişkinin nasıl yaşandığını incelemenin önemini destekler.

Örneğin birlikte geçirilen zaman çok keyifli olabilir; buna rağmen para, ailelerle sınırlar veya çocuk sahibi olmak konusunda temel farklılıklar bulunabilir. Bu farklılıkları konuşabilmek, yakınlığın taşıyabildiği gerçeklik hakkında bilgi verir. Konuşmayı sürekli ertelemek ise geleceğe ilişkin kesinliğin hangi bilgilere dayandığını belirsiz bırakır.

Bu tanıma sürecine evlilik öncesinde çift danışmanlığı da eşlik edebilir. Çift danışmanlığına başvurmak için ilişkinin krize girmesi veya ayrılık ihtimalinin ortaya çıkması gerekmez. Evlilik düşüncesi, iki kişinin yakınlığa, sorumluluğa ve ortak yaşama yüklediği anlamları birlikte incelemek için de bir başvuru nedeni olabilir. Para yönetimi, ailelerle sınırlar, cinsellik, çocuk sahibi olma ve bireysel alan ihtiyacı gibi konular, her iki kişinin beklentileri duyularak ele alınabilir.

Bu süreçte amaç, çift adına evlenme kararı vermek değildir. Birlikte kurmak istedikleri hayatı hangi varsayımlar üzerine düşündüklerini, nerelerde uzlaşabildiklerini ve hangi farklılıkların üzerinde çalışmaları gerektiğini görünür kılmaktır. Bazen “Nasıl olsa anlaşırız” denilerek ertelenen bir mesele, konuşulduğunda tarafların birbirinden oldukça farklı beklentiler taşıdığını ortaya çıkarabilir. Bu farklılıkları evlilikten önce ele almak, kararın yalnızca hissedilen yakınlığa değil, birbirini daha kapsamlı tanımaya da dayanmasına alan açabilir.

Sevgi ve saygının temel alındığı bir evliliğe başlangıç yapmak, heyecanın eksilmesini hedeflemek değildir. Birbirini değiştirme beklentisine yaslanmadan, mevcut ilişkiyi tanıyabilmeyi gerektirir. “Onunla olmak istiyorum” cümlesine, “Birlikte nasıl yaşadığımızı da biliyorum” diyebilmek için zaman ve deneyim gerekir. Evlilik kararı, bu iki cümlenin birbirine ne ölçüde yaklaşabildiği üzerinden düşünülebilir.